İLK BAKIR KIRMIZISI SIRLARIN EFSANESİ
Bu efsanenin birçok değişik biçimi var; doğru koşullarda pişirildiğinde bakırın mükemmel kırmızı sırlar üretebileceği efsanesinin. Bu da benim aktaracağım biçimi…
Eskiden Çin’deki Song Hanedanı zamanında, çömlekçinin biri fırınını doldurmuş ancak ertesi sabaha kadar pişirme işini başlatmamaya karar vermiş. Gece, çömlekçiden gizli, bir fare ailesi dolu ama soğuk fırına girmiş ve yığının ortasındaki çömleklerden birinin etrafına kurulmuş.
Ertesi sabah çömlekçi, her zamanki gibi, fırındakileri pişirmeye başlamış. Pişirme tamamlanıp içindekiler soğuduğunda çömlekçi fırını açmış ve taze, parlak, sırlı çömlekleri çıkarmaya başlamış.
Fırının dibindeki bir çömlek tüm diğerlerinden farklı duruyormuş. Diğerleri hoş, yumuşak mavi-yeşil tonlarındayken bu çömlek, çömlekçinin daha önce hiç görmediği kıpkırmızı bir renkle parlıyormuş.
İmparator’un güzel yapılmış ösu çömleğe ne kadar çok değer verdiğini bildiğinden, çömlekçi bu olağandışı vazoyu ona göndermiş. Hayret verici kırmızılıktaki kabı görür görmez İmparator heyecanla ellerini çırpmış ve hemen kırmızı çömlekten bin tane daha gönderilmesini emretmiş.
Ulak emri kendisine ilettiğinde çömlekçi umutsuzlukla başını öne eğmiş. Bu çömleğin sırının neden böyle alışılmadık bir renge döndüğü hakkında hiçbir fikri yokmuş. Fakat silkinip elinden geleni yapmaya kararlı bir şekilde çalışmaya başlamış; en iyi kil çamurlarını, sır malzemelerini hazırlamış, fırını için en iyi ağaçları seçmiş ve çarkında en kusursuz işine şekil vermiş. Birbiri ardınca fırınını doldurmuş ve yakmış, her seferinde de fırınından çok güzel çömlekler çıkarmış fakat hiçbiri olağanüstü, hatta gizemli denebilecek kırmızı renkte değilmiş.
İmparator çömleklerini istediğini belirten mesajlar göndermiş birbiri ardınca, en sonunda çömlekçi korkunç bir ültimatom almış: Ya kırmızı çömlekleri gönder ya da sonuçlarına katlan! Zaten kendinden geçmiş bir durumda olan çömlekçi çılgına dönmüş. Ne yemek yiyebiliyor ne de uyuyabiliyormuş; sadece bir aşağı bir yukarı yürüyor ve çözüm bulmak için düşünüp duruyormuş. O bir çömlek nasıl tüm diğerlerinden bu kadar farklı olmuş? Neymiş farklı olan? Kil mi? Sır mı? Yoksa pişirme mi?
Son yaptıkları hâlâ fırında ve pişirme işlemi bitmek üzereyken İmparator’un isteklerini karşılayamama endişesiyle müthiş bir ümitsizliğe düşen çömlekçi alev alev yanan fırına atmış kendini ve anında yanıp yok olmuş.
Dehşete düşen çömlekçi yardımcıları oldukları yerde kalakalmışlar. Sonunda kendilerine geldiklerinde yaşlı çömlekçinin de buyuracağı gibi pişirme işlemini tamamlamaktan başka çareleri olmadığına karar vermişler. Böylelikle fırındakilerin pişirilmesi bitmiş, içindekiler soğumuş. Fırının açılma zamanı geldiğinde çömlekçinin yardımcıları ve yas tutan ailesi, yaşlı ustanın anısına orada toplanmışlar.
Işık fırına vurup içindekiler görünmeye başladığında herkes şaşkınlıktan dilini yutmuş, hayretler içinde kalmış. Çömleklerin her bir tanesi kıpkırmızı parlıyormuş.
Bakır kırmızısı sırların keşfedilmesi gerçekten böyle mi olmuştur? Çok büyük ihtimalle hayır. Fakat bakır kırmızılarını tutturmanın epey ustalık ve çok iyi zamanlama becerisi gerektirdiği doğrudur, çünkü bu rengi elde etmek için fırındakiler tam ayarında bakır içeren sırla tam gerektiği süre kadar kurutulmalıdır.
Yazan: Beth Peterson
Çeviren: Şule Ölez
Editör: Nuray Önoğlu
Çin efsanesi
Dinlemek için: https://anchor.fm/dashboard/episode/ecr0f9

Comments
Post a Comment